| Resim yazısı ekle |
- İVANOV -
Hayatı anlamak mı, zor yoksa anlayamamak mı? Söyleyin, değerli okurlar? Sizce hangi çıkarım daha zor?
Genelde ağır koşullar karşısında mağlup olduğumda, kendime bu soruyu sorarım. Ve vardığım sonuç, yaşamı anlamamak daha kolay bir kabulleniş gibi gelir şahsıma. Çünkü yaşamı anlamlandırdığım zaman hele ki, koşulları iyileştirebilmek adına gücümün üzerinde bir efor sarf etmem gerekiyorsa ve başarılı olamıyorsam, hüsrana uğramam kaçınılmaz olan bir sondur, benim için.
Eserin kahramanı İvanov'da bir zamanlar ateşli ve inançlı bir insandır. Acılar karşısında ağlayan, kötülükler karşısında başkaldıran hassas bir kalbe sahiptir. İnançları uğruna çalışır ve çabalar. Ta ki umutsuzluğun girdabında savruluncaya dek!...
Yaşamında aldığı darbeler, yaşama karşı olan saf ve temiz inancını yaralar ve zaman içinde rüzgârda savrulan bir yaprak misâli oradan oraya savrulmasına vesile olur. İnançsız ve duygusuz... Kendisi de, davranışlarına bir anlam veremez. " Ben şerefli bir adam mıyım, yoksa bir alçak mı? " der. Ve akabinde yaşamın acımasızlığını " İşte, kendisiyle savaştığım hayat nasıl acımadan öç alıyor benden! " cümleleriyle ifade eder.
Bazen başımıza öyle işler gelir ki, kabullenemeyiz. Kabullenmek şöyle bir kenarda dursun, " Neden, ben! Neden? Beni diğer insanlardan farklı kılan neydi? Bütün bunlar, neden benim başıma geldi? " diye, başlarız şahsımızı amansız sorularla yargılamaya. Artarak çoğalan bir sürü, delicesine cevapsız sorular... Hadi diyelim, mücadele etmek zorunda kaldığımız eylemi kabullendik, bu sefer de sorumluluklar altında öyle bir eziliriz ki!...
Zavallı insanoğlu... Hepimiz incinmişizdir, bir yerimizden... Bazılarımızın yaraları hafif, bazılarımızın derin. Ama sonuçta hepimiz acılarımızla, ayakta durmak zorunda değil miyiz?
Belki İvanov'da incindi. İncindiği için hayata küstü. Belki onun da sevgiye, merhamete ve affedilmeye ihtiyacı vardı. Hepimizin olduğu gibi...
Hani İvanov " Ben sizi anlayamam, siz de beni anlayamazsınız, bazen kendi kendimizi de anlayamayız. " demiştin ya, ben seni anladım. Hem de, o kadar çok iyi anladım ki!... Keşkeler insan ruhunun kurdu deseler de, keşke sağlam bir inanç ve iradeye sahip olmuş olsaydın da, her şeye rağmen yaşamın her evresinden keyif alsaydın! Belki sonun böyle olmazdı. Kim bilir...
Ben oyunu Hasan Ali Yücel klasikler dizisine ait, " Büyük Oyunlar " adı altında derlenmiş eserden okudum. Oyun eserde neşredilen, birinci oyundur. Rusça aslından çeviren Ataol Behramoğlu olduğuna göre, kaçırılmaması gereken bir fırsat değil mi, değerli okurlar!... O zaman ne dersiniz, Çehov okuyalım mı?...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder