26 Aralık 2017 Salı

ARSENİK - AGATHA CHRISTIE

 


                                              Arsenik
                                                          

  İncelemeye nasıl başlamalıyım ya da hangi noktaların üzerinde daha fazla durmalıyım da, eserin okunabilirliği çoğalsın. İnanın ki, bilmiyorum. Lâkin bildiğim ve emin olduğum bir husus var ki, o da mükemmel bir eser okumuş olduğumun tartışılmaz bir hakikat olduğu gerçeği.

   Kavrayışı ölçüsünde herkesin kitap okuyabileceği kanaatindeyim. Nasıl ki her satıcının, bir alıcısı olacağı gibi...
Bazen olağan hayatımızın seyrinden bunalmışızdır da, eserlerde eğlence ararız ya da bilgi. Bazen de çevremizde gerçekleşen kötülüklere karşı, içimizde yeşeren nefreti söndürme gayretidir hasıl olan.

   Gerçek yaşamda işlenen cinayetlerin çözülememesine bir tepkidir, belki de polisiye romanları okumak! Lâkin sebep ne olursa olsun, polisiye roman denildi mi, akla ilk gelen isim Agatha Christina'nın romanlarının olduğu su götürmez bir hakikat olduğunun tartışılmaz olacağı. Okumuş olduğum harika bir eser. Zaten yazarı Agatha Christina olduktan sonra, olumsuz bir düşünceye sahip olabilmek ihtimal dahilinde olabilir mi?

   Eserde kahramanımız Jerry geçirmiş olduğu bir uçak kazası sonrasında, doktorunun tavsiyesi doğrultusunda hareket eder ve nekahet dönemini sürdürebilmek maksadıyla sayfiyede bir ev kiralar. Altı ay gibi bir zaman dilimini kapsayacak olan bu tatilde kız kardeşi Joanna da, Jerry'e refakat edecektir. Sayfiyede geçirilecek temiz bir hava eşliğinde, sakin bir yaşantı.

  Acaba geçirilecek olan sakin bir yaşantı mı ya da bilinenin aksine hareketli bir yaşantı mı? İki kardeş yaşanılacak olan bütün olumsuzluklarla mücadele ederken alınlarının akıyla çıkabilecekler mi? Tasavvur edin ki, kırsal bir kasaba ve sakinlerinin Shakespeare'nin dediği gibi " Ortada fol yok yumurta yokken insana kulp takmak için nasıl da uğraşıyorlar. " dercesine birbirlerine iftira atmaları gayreti içinde olmaları. Oysa ki, kılıçtan keskindir iftiranın ağzı.

Özellikle belirtmek isterim ki, sevimli ihtiyarımız Jane Marple tekrar görmek, benim nezdimde ayrı bir sevinçti. Ve tabii olarak eser de son dokunuşları, keskin zekasıyla o'nun çözümlediğine değinmekle bir hata yapmış olmam herhalde. Değerli okurlar eseri okumanızı tavsiye ederim.

" Huz mâ safâ, da' mâ keder! "
" Kederi bırak, mutluluğu al! " diyerek, sizleri kederlendiren ya da yeise boğan insanları bırakıp, sizleri mutlu eden insanları kucaklayın!
  Hani, kadere iman eden, kederden emin olur derler ya, güzel görün ki güzel düşünün. Güzel düşünen insanlar olabilmek ve hayattan zevk alabilmek temennisiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KIRIM