27 Nisan 2019 Cumartesi

TEVFİK FİKRET

     
     
     Tevfik Fikret, Cumhuriyet öncesinde doğan nesillerin büyük ilgisini uyandıran bir şahsiyet. İnkılapçı fikirleri ile Atatürk'ün hususi olarak ilgisine mazhar olmasının yanı sıra, aynı zamanda yaşadığı dönemin dilini de güzel kullanan bir şairdi

                                      I
               ŞİNASİ'DEN SERVET-İ FÜNUN            EDEBIYATINA KADAR TÜRK ŞİİRİNE              UMUMİ BAKIŞ
     Tanzimat edebiyatı, divan edebiyatına karşı bir tepki olarak doğar. Divan edebiyatı, sosyal hareketleri ve ferdin hususi yaşayış ve mizacını içine kabul etmezken Tanzimat edebiyatı, hayatın her nevi tezahürüne kapılarını açar.
     Altı asırdır varlığını idame ettiren statik, kapalı ve sun-i bir tasavvurlar alemi teşkil eden skolastik zihniyete karşı toplum, hayat ve realite ile yeniden münasebetler kurmaya çalışan bir zihniyet gelir.

Servet-i Fünun edebiyatının teşekkülüne kadar olan bu devreyi, nesillere göre üç devreye ayırmak mümkündür.

1 - Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa'nın temsil ettikleri politik ve sosyal fikirler devri.
2 - Abdülhak Hamid ve Recaizade Ekrem'in ifade ettikleri romantik ve büyük ihtiraslar devri.
3 - Ara-neslin eserlerinde kendini gösteren günlük, küçük hassasiyetler devri(realizm)

      1.SOSYAL VE POLİTİK FİKİRLER DEVRİ
     Abdülmecid ve Abdülaziz zamanının sözde serbestliği içinde yazarlar, imparatorluğu derinden sarsmakta olan dış ve iç mevzularla uğraşırlar. Mazum ve mensur eserlere hakim olan endişe, imparatorluğun kurtarılması ve cemiyetin yükseltilmesi.
     Estetik gayeden çok sosyal fayda ön planda, ifade vasıtası gazete, tiyatro, roman, bir kelimeyle nesirdir; nazım da bile sıklıkla mensur eserlerde ortaya konulan fikirler ele alınır. Nesirci zihniyet, ikinci sırada kalan şiire de hakim. Üslubun dokusu eskiye kuvvetle bağlı.

ŞİNASİ: Edebiyata tamamiyle ahlaki bir gaye çizen Şinasi, nazımdan çok nesir de yenilikler yapmıştır. Türkçede süs ve takıntılardan sıyrılmış " Fikir cümlesini  " yaratarak şiirde divan mısraının belkemiğini oluşturan kelime oyunu ve mazmum yerine "  Fikir  "i koymaktan ibarettir.

NAMIK KEMAL: Şinasi'nin izinden giden, şiirle nesir arasında hiçbir fark gözetmeyen vatan ve hürriyet kahramanı. Ahlaki edebiyat tarifinin yorum ve genişletilmesinden ibaret olan sosyal fayda fikri ve edebiyatın hakiki, dünyevi ve reel olması düşüncelerini prensip mahiyetinde benimsemiş ve uygulamıştır. Şiiri mütemadi "  Hakikate, tabiata ve akla  " göre ölçer ve değerlendirir.

ZİYA PAŞA: Daha çok şekil ve muhteva bakımından eski şiire bağlı kalır. Şinasi ve Namık Kemal gibi, eski şekil içine yeni birtakım fikirler sokar. "  Terci-i Bend  "i eski dünya görüşü ile yeni dünya düşünceleri uzlaştırmak bakımından dikkate değer bir vesikadır.

     2. FERDİYETÇİLİK, BÜYÜK İHTİRASLAR VE ISTIRAPLAR DEVRİ
     Onlara göre sanat, ferdi ihtiras ve ıstırapları anlatan estetik bir varlık. Nazmı tercih ederler.

ABDÜLHAK HAMİT: Mensur eserler de yazmakla beraber, şiiri ön plana almak suretiyle, kendisinden önce gelen neslin nesrine ve nesirci zihniyetine karşı koyar. Tiyatro ve şiirlerinde ele alınan psikolojik çatışmalardır. Tam manasıyla "  Lirik  "dir. En önemli eseri olan Makber ve diğer şiirlerin de ferdiyetçi bir zihniyet vardır ve düşünceye fazla yer vermez.

RECAİZADE EKREM: Muallim Naci ve arkadaşlarının tekrar canlandırmak istedikleri eski edebiyata karşı yeni edebiyatı, vukufla müdafaa eder. Hamid gibi  " Fikir'e  " önem verir.  Hamid gibi ulvi olmaktan ziyade basit bir melankoli dolu tabiat görüşüne sahiptir. Resim ile meşgul olması ve bazı şiirlerini tablo gibi tasavvur etmesi Servet-i Fünunculara yaklaştıran bir özelliğidir.

     3.KÜÇÜK VE GÜNLÜK HASSASİYETLER DEVRİ
     Hamid ve Recaizade Ekrem'den sonra
(1873-1877), Servet-i Fünun zümresinin toplandığı 1895'e kadar geçen süreç, ara nesil dediğimiz 25-30 kişilik bir yazarlar grubunun edebiyatımızın çehresini değiştirecek faaliyetlerine sahne olur.
       Gazeteciliğin yerini dergicilik alır.
       Duyuş tarzı ve üslup sahasında yeni bir akım başlar.

                                      II
                  SERVET-İ  FÜNUN DEVRİ
     1.TEŞEKKÜL SEBEPLERİ
     Bir kısmına göre, tesadüflerin sevki ile meydana çıkıvermiş diğer kısmına göre ise, etkin şahısların birbirleriyle kaynaşmasından vücud bulmuştur. Bu edebiyatı izaha kalkanlar kendi fikirleriyle çelişir.
Mesela, Halid Ziya Servet-i Fünun edebiyatından bahsettiği " Kırk Yıl  "  isimli hatıratında bu edebiyatı kuran şahıslar arasında hem ortak hiçbir taraf olmadığını, hem de birleştirici taraflar olduğunu söyler.

     POLİTİK VE SOSYAL DURUM
     Servet-i Fünun edebiyatı, Abdülhamid idaresi altında doğmuş, büyümüş ve ölmüştür.
      Batı edebiyatında XIX. asırda yaygın bir halde olduğu söylenen" Çağ hastalığına " karşılık Osmanlı toplumuna avrupalı siyasilerin koymuş oldukları " Hasta adam "
tabiri vaziyeti gayet iyi özetler. II. Abdülhamid Namık Kemal'ler gibi, halkın inandığı kahramanların faaliyetlerini bıçakla keser gibi durdurdu. Sosyal meseleleri konuşmanın engellenmesi, bir neme lazımcılık hissi doğurmuştur.
       Tanzimat'ın başından beri politik ve sosyal konuları işleyerek gelişen edebiyat,
bu yolun dışına çıkarak, ferdiyetçi ve sanatçı bir istikamete yöneldi.

        Ferdi romantizm, sosyal davalar peşinde koşmayan küçük burjuvanın günlük hayatını tasvir eden realizm, daha sonra parnaslar, sembolizm ve Seyahat edebiyatı bu neslin seçtiği akımlardır.

      NESİL
      Tanzimat nesli sosyal mevki bakımından yüksek tabakadan çıkmış  bu neslin en ileri gelenleri orta tabakadan çıkmış.

TEVFİK FİKRET'in dedesi Anadolulu bir köylü, babası bir ihtisap ağasının yanında katiptir. Galatasaray Sultanisi'nde tahsil görür ve bir kere hoca olarak girdikten sonra hayatı boyunca Amerikan Koleji muhitinden ayrılmaz.

HALİD ZİYA, ticaretle meşgul bir ailenin çocuğu olup, İzmir'de bir papas mektebinde okur; yabancıların idaresinde bulunan müesseselerde memurluk eder.

MEHMET RAUF, orta halli bir ailenin çocuğudur. Bahriye mektebinde Fransızca ve İngilizce öğrenir.

CENAP, harpte şehit düşmüş bir binbaşının oğludur. Fransa'da tahsil görür.

HÜSEYİN CAHİD, Mülkiye'yi bitirir.

Tanzimat nesli, ancak Babiali'nin dedikoduları ile dolu olan Tercüme Odası'nda yabancı dil öğrenebiliyordu. (Araba Sevdası romanından Tercüme Odası'nın o zamanlar ne kadar avare bur havası olduğu anlaşılmaktadır.)


     CEPHE TEŞEKKÜLÜ
     Yenilik nasıl elden ele geçerek devam ediyorsa, eskilik her nesil içinde kendini müdafaa edecek zümre buluyordu. Yeni fikirlere daima şüphe ile bakan hükumet, eskiye muhtelif şekillerde yardım ediyordu.

      Saray, eski zihniyet sahibi bir  kütle ve onun oldukça kuvvetli mümessilleri ile karşılaşmak, Servet-i Fünuncuları tek bir cephe halinde harekete sevk etmek hususunda mühim bir amil olmuştur.

     ŞAHSİYETLER
     Servet-i Fünun edebiyatını mektep halinde gösteren tenkidi mahiyette yazıların pek çoğu daHalid Ziya'nın kaleminden çıkmış, diğer şahsiyetler ondan aldıkları fikirleri tatbik ve müdafaa etmişlerdir.
      Halid Ziya'nın nesir de oynadığı rolü, nazım da Cenab oynar. Servet-i Fünun şiirine orijinal imaj, alegori ve sembolü sokar.

     2. SERVET-I FÜNUN EDEBİYATINDA ORTAK DUYUŞ TARZI VE GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ
    Servet-i Fünun edebiyatı, üsluptan önce bir  "  His teceddüdü   " yeni bir duyuş tarzıdır. Onlar bir takım yeni duygular altında kaldıkları için, yeni bir ifade peşinde koşmuşlardır.
Hastalık derecesine varan, aşırı bir duyarlılık göze çarpar ki, kendileri de bunun farkındadır. Bile bile, adeta seve seve bu hastalığı tasvir ve tahlil etmeye çalışırlar.

     Hayal ve hakikat temi, hikaye ve romanların yapılarına kadar tesir etmiştir.
İntihar, Servet-i Fünun edebiyatın da mühim bir yer tutar.
Mehmet Rauf, bir aşk yüzünden intihara teşebbüs etmiş ve zor kurtarılmıştır.
Tevfik Fikret, karısı ve çocuğu olmasa intihar edeceğini birkaç kere söylemiştir.

      Kaçma temi geniş bir yer tutar. Fikret, memuriyetten ve kalabalıktan kaçar, Robert Kolej'i ve Aşiyan'a sığınır. Diğerleri de hep bir tarafa kaçar.
      Servet-i Fünun şair ve yazarlarında ortak bir duyuş ve tabiat görüşü vardır. Bu duyuş tarzı, içinde yaşadıkları devir ve çevre ile ve okudukları kitaplar ile yakından ilgilidir. Duyuş tarzı,  "  Gerçekten nefret  " ve " Hülyadan hoşlanmak  "  olarak iki tem altında gösterir.

                                     III
               MİZAÇ VE KARAKTERLERİ, HAYATI VE GENÇLİK ŞİİRLERİ
       1. FİKRET'İN MİZAÇ VE KARAKTERİ VE ESERLERİYLE MÜNASEBETİ
   
       Hayranlarından birinin dediği gibi, ona kızılıyor veya tapılıyor, fakat kayıtsız kalınamıyor. Şair için söylenenler acaip bor tezat silsilesi vücuda gelir.
Dinsiz-peygamber, vatanperver-kozmopolit, ahlaklı-ahlaksız, melek-şeytan gibi...
     Aşırı derecede faziletli olan Fikret'in trajedisi fikirlerinden değil bilakis fikirleri trajedisinden doğuyor.
      Fikret, baba tarafından Çankırı'nın Çerkeş Köyünden gelme bir ailenin oğludur. 12 yaşında yetim kalan Fikret, anneannesinin yanında büyümüştür. Hayatının ilk yarısında çok dindar, sonra dinsiz oluşu, oğlu Haluk' un din değiştirerek Hıristiyanlığa dönüşü, psikolojik bakımdan dikkate değer vakalardır. İhtida, yalnız fikirlerde olmaz; ihtida haddizatında psikolojik bir değişmedir.
        Fikret'in beden yapısı " Piknik'e  " yakın " Atletik'dir.  " Dış görünüşü bakımından sağlam bir yapıya sahip olmakla beraber, romatizma ve şeker hastalığına müptela olması ve gençliğinde verem geçirmesi mizacı üzerinde etkili olmuştur.
     
       2. HAYATININ MUHTELIF MERHALELERİ VE DUYUŞ TARZI
     
        Yirmi bir yaşına kadar, sakin fakat içli bir aile ve mektep devresi yaşıyor.
         Yirmi bir ile yirmi dört yaş arasında bütün hayatınca devam edecek olan karakteri kazanıyor.
          Ölümüne kadar olan devre, aynı şahsiyetin muhtelif şartlar altında gelişen safhalarından ibarettir.

          a) Çocukluk ve Mektep Hayatı
          Aşırı duyarlılık; İçine kapanma: Şekil cehdi
           Küçük yaştan beri hassas olduğu zikredilir. Şiirden önce resim merakı baş göstermiştir. Hayatı boyunca hat ve resim sanatlarına büyük bir ilgi duymuştur. Şekil ve görünüşe çok ehemmiyet verir. Aşkta bile kadının ruhuna değil, kıyafetine bakar.
         
           b) Şiire Başlaması
            Şiire Galatasaray Sultani'sinde iken 15-16 yaşlarında başlamıştır. İlk hocası Muallim Feyzi. 1880-1890 yılına kadar yazdığı bütün şiirler, taklit ve nazirelerden ibarettir.
           a) Tamamen divan edebiyatı tesiri altında,
           b) Bir nevi neoklasisizm yapmak isteyen Muallim Feyzi ve Naci tesirleri altında,
           Yeni şiirin mümessilleri olan Hamid ve Recaizade'nin tesirleri altında, olmak üzere başlıca üç kısma ayırabiliriz.
         
           c) Dış Amiller
            Onuncu yaşına rastlayan hadiseler,
(Abdülaziz'in intiharı, V. Murad'ın tahta çıkışı gibi.) on iki yaşında annesinin ölümü ve babasının Abdülhamid tarafından sürgün edilmesi, yirmi bir yaşına kadar olan ruhi gelişme çizgisini tamamlanmasında doğrudan doğruya müessir olmasa da çok sonra hatırlatma yolu ile tesirlerini göstermişlerdir.
         
            d) Gençlik Yılları
            Yirmi bir ile yirmi dört yaş arasında hayatının en hareketli, en canlı ve en mesut zamanını geçirir. Temayülleri belirmemiş, hayatın kapısından bakan taze iradesi, henüz zaruretlerin kayalarına çarpmamıştır. Galatasaray Sultani'sini birincilikle bitirir. Hariciye İstişare Kalemi'ne katip olur. Mağrurdur. Hayatı boyunca, pek az para sıkıntısı çeker. Refah içinde bulunmakla beraber fazilet numunesi olabilmişse, bu onun meziyetlerini azaltmaz aksine hayatından, cemiyetinden şikayet etmesi izahı lazım gelen bir noktadır.

           e) Aşk ve Evlilik
           Okuldan mezun olunca, dayısının kızı olan Nazıma Hanım ile evlenir. Ahlaklı, karısına karşı marazi denilebilecek bağlı.

       3. GENÇLİK ŞİİRLERİ
        Bu devirde şiirlerini, Mirsad ve Malumat dergilerinde neşretmiştir. Şiirlerin atmosferi iyimser ve başlıca mevzuu aşk ve bahardır.
Üslup bakımından ne şahsi bir lügate, bir mısra tekniğine ne de hususi bir imaj dünyasına sahiptir. Aynı manaya gelen kelimeleri kafiye yapmaktan ve birbiri ardına kullanmaktan çekinmez.
Tabiat tasvirleri silik ve klişe.

  O devredeki şiir görünüşü,
  I.   Önceden bir hayal tasarladıktan sonra şiir yazmaya başlıyor.
  II.  Şiir sanatının zor olduğunu idrak etmiştir.
  III. O devirdeki okumalarının genişliği öğretiliyor.

   O devredeki düşüncelerini hülasa etmek istersek, iki madde altında toplayabiliriz.
   I. Şiiri, fikrin ve hissin soyut ifadesinden kurtararak, onlara gözle görülür bir şekil vermek (Pitoresk) .
   II. Üslubunu değiştirme temayülü.
   
     Kelime dünyası genişliyor, yeni terkipler yaratmak istiyor, başka bir mısra tekniği buluyor ve en mühim olarak nazmı nesre yaklaştıracak ilk mekanizmalardan birini keşfediyor.
 
                                       IV
                          OLGUNLUK ÇAĞI
1. SERVET-İ FÜNUN DERGİSİNDE ÇIKAN ŞİİRLER (1896-1900)
RÜBAB-I SİKESTE

      24 ile 30 yaşlarında hudutları yavaş yavaş katılaşan ve hüviyeti çok belli bir şahsiyet haline gelir. 1896 yılına kadar hayata, aşka ve Allah'a inanan iyimser şair, bu yıldan sonra yavaş yavaş kötümser olmaya, dine karşı kayıtsız olmaya hatta dinsiz ve Allah'a karşı isyankar bir tavır takınmaya başlamıştır.
      1896 ve 1900 yılları arasında yazdığı ve Servet-i Fünun dergisinde neşrettiği şiirlerinin büyük kısmını RÜBAB-I ŞİKESTE adı altında topladı.

1. Kendi " Ben " ini ve duyuş tarzını anlattığı şiirler.
Kendi duyuş tarzını ve hayat görüşünü başka bir şekilde, sembolik ve alegorik olarak ortaya koymuştur.

2. Sanatla ilgili şiirler.
Rübab-ı Şikeste kitabının adı bir musiki aletinden alınmıştır.

3. Kötümserlik Temi.
1895 yılından sonra hayat karşısında almış olduğu tavırlar kötümserdir. Gençliğini çabucak kaybettiğine inanan şair, hayatını bitmez karanlık bir geceye benzetir.

4.Hayal Şiirleri
Hayal şairin ilham kaynağıdır.

5. Aşk Şiirleri
Şiire aşk şiirleri yazarak başlamıştır. Fakat bunlar Muallim Naci, Şeyh Galip, Şeyh Vasfi ve Recaizade Ekrem'in şiirlerini tanzir ve taklitten ibarettir.

6. Tabiat Şiirleri



       
     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KIRIM