Lal lalla lal lal... lal lalla lal lal...
Lal lalla lal lal... lal lal la!
Bihruz'un neşesini anlatmak adına, sayfalarca bile yazıldığında aktarılamayacak bir etki yaratan yazım dili.
Yazarın deyimiyle, muhteşem Bihruz Bey...
Görünüşte gösteriş budalası bir mirasyedi olarak çıkar, okurun karşısına. Aslında vezir olan paşa babası tarafından memleket memleket dolaşmak zorunda kaldığından on altı yaşına kadar gerekli tahsili alamamış, on altı yaşından sonra da almış olduğu iki yıllık tahsil eğitimi yeterli görülen bir zavallıdır...
Sevgili paşa babası aritmetik, imla ve okumadan oğlunu imtihan edip kendince öğrendiklerini yeterli görerek, tahsilini tamamlamasını ya da en azından bir diploma almasına kadar, mektebe devam etmesine müsaade etmez! Sadece paşa babası tarafından Fransızca, Arapça ve Farsça öğrenmek için özel muallimler tutulur fakat ne yazık ki dil öğrenimleri sonuçsuz kalır.
Babıali dairelerinde kendi isteği doğrultusunda çalışmaya başlayan Bihruz Bey yetersiz bir eğitim almasına rağmen, alafranga beylerin davranışlarını, kıyafetlerini, hal ve hareketlerini taklit etmede çok büyük bir başarı örneği sergiler. Ta ki gönülçelen, nazenin bir hanıma gönlünü kaptırıncaya dek!
Periveş Hanım...
Kaşıkcı esnafından Sakin Ağa adında namuslu bir adamın kızı ve arzuhal yazarak geçimini sağlayan Mağnum Efendi adında şerefli bir adamın hanımı. Daha on altı yaşındayken babası vefat etmiş, yirmi üç yaşındayken de eşinden ayrılmış, annesi ile birlikte kıt, kanaat zor geçinen gezmek nedir, eğlenmek nedir bilmeyen bir nazenin.
Kötü bir tesadüf mü yoksa tevafuk mu bilinmez ama bir gün yolu, Çengi Hanım denilen hileci bir kadınla kesişir. Süreç içinde yazarın deyimiyle, mücevher değerindeki ahlakı bozulur. Gelinen son nokta ise o eğlence senin, bu eğlence benim denilerek ardı arkası kesilmeyen araba gezintileri.
Eser arabasına düşkün olan Bihruz Bey'in Periveş Hanımı görme umuduyla eğlence yerlerini dolaşması yönünde ilerler. Yazılan ya da fırlatıp atılan mektupları da unutmamak kaydıyla! Periveş Hanım'a mektup yazabilmek için Vasıf'ın Mısır'da basılmış olan şiir kitabında aradığını bulamadığı gibi, okuduğu satırları da yanlış anlayarak " Çin'ce mi bunlar! Ne tuhaf dil! " diye, Bihruz Bey'in dilinden esere nakletmesi bana Divan Edebiyatı'na karşı olan bakış açısını anımsattı.
Öyle ki Recaizade Mahmut Ekrem, Tanzimat' tan sonra yön değiştiren ve batının etkisine giren Abdülhak Hamit gibi yeniyi savunan edebiyatçılardandı. Edebiyatta eskiyi savunanların aksine, başta Fransızca olmak üzere bütün batı dillerini öğrenerek, batılı yaşam biçimini benimsediler. Hal böyle olunca da eserlerinde batı etkisini görmek kaçınılmaz.
Eser Fransızcayı bilir bilmez, doğru yanlış kullanan alafranga sevdalıların yarattığı sorunlara değinmiş. Bihruz' un iç konuşmaları, diyalogları, bilinç akışları, aşkla sohbeti, hatta sıkılarak okuduğum rüyası da dahil olmak üzere değişen bölümler nazara dikkate alınırsa ayrıksı bir metin olduğu göze çarpar.
Ne anlatacağından çok, nasıl anlatacağı üzerinde durulur. Bütünlüksüz bir yapı hakim ve bir sona bağlanmadan eser birdenbire kesilir.
Devamlı bir arayış sürüp gider. Metin içinden çıkılmaz bir döngüye girdiğinde ise bir son bulmadan noktalanır. Mektupların sonu yok, aşkın sonu yok, özetle Bihruz'luğun sonu yok!...
Özelde, batılılaşma sürecine giren insanlar arasındaki iletişimsizliğe,
Genelde ise, bir insanın eksik öğrendiği dil üzerinde kurduğu ya da kurmaya çalıştığı tehlikelerine gönderir okuru.
Bihruz'un okuduğunun orada olamayacağı bilgisinden mahrum olup, okumayı sökmeye çalışırken , dili dökmesini okumak eğlenceli. Dildeki kopmalara en iyi örnek, Bihruz'un Vasıf'ın şiirinde yer alan " Bir siyeh " ve " Çerde " kelimelerini " Bersiye " ve " Cerde " olarak okuması.
Bir siyeh - çerde civandır.
Hüsnü mümtaz-ı cihandır.
Aşkı gönlümde nihandır.
Bunca dem bunca zamandır.
Bir karayağız yiğittir.
Güzelliği dünyada eşsizdir.
Aşkı gönlümde saklıdır.
Bunca an, bunca zamandır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder