Kitap ile oğlumun vasıtasıyla tanıştım. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen, tartışmasız çok etkilendim.
Oğuz Atay hikâyelerinde hayat mücadelesinden onarılmaz yaralar alan kahramanların, hazin ve trajik yaşam kavgalarına değinmiş! Kahramanların okura yoğunlukla hissettirdiği hisler, başarısızlık ve yalnızlık. Satır arasında ilerledikçe anlatılmak istenilen yalnızlık kavramı ve bireyin üzerinde bıraktığı olumsuz etkileri, bir okur olarak hissetmemek neredeyse imkânsız!
Hani bir insan ayazda kalınca soğuktan tir, tir titrer!
Kat, kat örtüler ile örtünse dahi, ısınmaz!
O soğuğu örtülerin altında bile, iliklerine kadar hisseder!
İşte ben de acı ve hüzünle yoğrulmuş hikâyeleri okudukça tüm benliğimin içinde sıcacık ve sevgi dolu ailemin yanında olmama rağmen, kahramanların yalnızlığını duyumsadım.
Oğuz Atay'ın bir kitabını okumakla Oğuz Atay'ı anladığımı iddia etmiyorum! Ama hikayeleri vasıtasıyla okura aksettirmek istediği düşüncelerini düşünsel bağlamda hissettim. Yazılarıyla kendini eleştiren, kendisiyle barışık bir yazar, Oğuz Atay! Hikâyelerde ki kahramanlar da dikkatimi çeken bir diğer unsur, kahramanların sıra dışı, ulaşılmazın aksine sıradan, bizden ve içimizden karakterler oluşuydu. Karakterlerin dilinden kendini okura yansıtır.
Betimlemeler de yapmış olduğu ironi ile,
" Sevgili okur, sen kendi derdine yan! " diyecek kadar, etkili bir anlatım sergileyen müthiş bir yazar. Etkin olduğu yıllarda nasıl da hissetmiş yazar, yıllar sonra Türkiye'nin içinde bulunacağı kaosu. İdari kesimden tutunda sıradan vatandaşın bile, bir parça ekmek uğruna güçlünün kölesi olacağına! Ben kitabı ilk okuduğumda, yazarın vefat ettiğini bilmiyordum. Araştırdığım zaman öğrendim.
Sonrasında zihnimde artarak çoğalan bir sürü cevapsız soru.
" Acaba, Türkiye'de yaşam 1970'ler de nasılsa, şimdi de aynısı mı tekerrür etmekte! Yoksa sistem hep böyleydi de ben mi, daha yeni idrak ettim! " diye, kendi kendimi sorguladım.
Sevdiğimiz ve bizleri seven insanların değerini bilmek adına!...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder