Eser beş perdelik bir komedi oyunudur. Eserin ilk defa 1602 yılında basılmış olduğunu öğrenmiş olsak da, redaksiyonu hakkında herhangi bir bilgeye vakıf değiliz.
Oyunun kaleme alınmasının altında yatan hakikatin ise, dördüncü perdenin üçüncü sahnesinde ki, diyaloglar da gizli olduğu öğrenilmekte. Hancı ve Bardolph arasında geçen bir diyaloğa göre Shakespeare,
" Dük yarın sarayda olacakmış, onu görmeye gideceklermiş. " derken, hitap ettiği dük ünvanlı kişinin, o dönem varlığından söz ettiren Würtemberg Dükü, Kont Mömpelgard'ın oyunun yazıldığı dönem gerçekleştirmiş olduğu Windsor ziyaretine bir gönderme olabileceği gibi, Hoston' a göre de, dükün özellikle davet edilmediği bir tören için yazılmış olma olasılığı var, gibi gelmektedir.
Hangi amaçla kaleme alınmış olursa olsun, gene mükemmel bir eser olduğu su götürmez bir hakikat. Shakespeare takip eden okurlar bilir, yazarın toplum sorunlarını kaleme almakta ki maharetini. Maharetini sergilerken de, zarafeti elden bırakmadan cümleleri birbiri ardınca ifade edişini. İster tiyatroda sahnelenmiş bir oyun olsun, isterse de metin üzerinde kaleme alınmış bir eser olsun, eğer yazarı Shakespeare ise, izlenmeye ve okunmaya değer bir eser olduğu hakikat.
Shakespeare yapıtlarında ihtişam merakını gözetmez. Sadece etkin olduğu toplumun kanayan yarası olan sınıf ayrımını ve unvanları dikkate alan eserler vücuda getirmiştir. Etkilendiği insanlara nazaran, yüreği ve aklının sürüklediği yoldan vaz geçmemeye önem veren bir oyun yazarıdır. Onun içindir ki, eserleri bol nüktelerle bezenmiş bir üsluba sahiptir. Shakespeare'in onuncu eserini okumuş olsam da, her eserin de yeni bir özelliğini keşfetmekteyim.
Oyun da göze çarpan en önemli karakter, Sir John Falstaff. Kurgu, bu karakter üzerinden şekillenmekte. Meteliğe kurşun atan Sir John Falstaff durumunu düzeltmek adına, maddi durumları varlıklı ve medeni halleri de evli olan bayan Ford ve bayan Page'e kurmuş olduğu tuzaklar üzerine örülerek ilerlemekte! Lâkin kurmuş olduğu tuzakların, yegâne kurbanı kendisinin olmasını okumak, bana " Av' a giderken avlanmak! " deyimini hatırlattı. Yan kurgu ile de, zenginleştirilen eseri, Shakespeare sevenlere tavsiye ederim.
" Her gün yüzlerce tren, binlerce hikâye getiriyor, binlerce hikâye alıp gidiyordu. " der, Sait Faik ve akabinde " Hesaba, kitaba ayırdığımız vakti, sevmeye, sevilmeye, okumaya, gezmeye ayıralım. " diyerek, sonlandırır cümlesini.
Var oldukça, her şeyin değerini ve kıymetini bilelim değerli okurlar. Zaman elimizden kayıp gitmeden...
Ya bu hayatın değerini bilmeli, ya da bu hayatın değerini bilen insanlarla birlikte olabilmeli!...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder