26 Aralık 2017 Salı

FERRARİ' SİNİ SATAN BİLGE - ROBİN SHARMA



                           FERRARİSİNİ SATAN BİLGE ile ilgili görsel sonucu

   Kimilerine göre hayatımız akıp gitmekte olan bir nehir, kimilerine göre de göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir zaman dilimi. Bana göre de bir ân'dan ibaret, ta ki ebediyete intikal edeceğimiz o son ân'a kadar. Geçmiş yaşanmış ya da yarım kalmış yaşanmışlıklarla harmanlanmış karmakarışık, gelecek ise çözülmeyi bekleyen bir bilmece. Yani sırlarla dolu bir muamma.

  Eskiden okumuş olduğum bir eserde, yazarın paylaştığı bir alıntıdan çok etkilenmiştim. Her ne kadar alıntıyı paylaşan yazar ile düşünce bazında ortak bir yargıya varmış olsam da, istem dışı alıntı belleğime kazılmıştı bir kere. Alıntıya göre, " Hayatımızın yarısını ana babalar, yarısını da çocuklarımız mahvediyor. " demekteydi. Ne zaman bu cümle zihnime dolsa, uzun uzun tefekküre dalarım. Ve her defasında da vardığım ortak karar, hayatımızı bilfiil kendimizin mahvettiği hakikati. Kabul ediyorum ebeveynlerimiz de, evlatlarımız da hayatımız hususunda söz sahibi. Bu hak onlara fıtratımızdan dolayı verilmekte. Lâkin, bu süreç biz izin verdiğimiz müddetçe etkili değil mi? Eylemlerimize olumlu ya da olumsuz müdahale de bulunuluyorsa, bu müdahale edenlerin mi, yoksa karışmalarına müsaade ettiğimiz için bizim suçumuz değil mi?

  Eser de Julian Mantle' de hayatını mahvedenlerden. Ama ne ebeveyn, ne de çocuk değildir, hayatını karartmasına en önemli etken. Tam tersi önlenemez hırs ve emelleri uğruna, bedeninin iflas etmesine sebep olur. Daha fazla para ve daha yüksek bir mertebeye sahip olmak! Beden yıpranınca ruh sağlam kalır mı? Bedene oranla o da zamanla yıpranacak. Nice insanlar tanırım ki, yaşları hayatlarının baharında cıvıl cıvıl, enerjik olmaları gerekirken, bu gencecik yaşlarında enerjileri tükenmiş, biçare gibi etrafta dolanmaktalar. Ya çok çalışıp bedeni yormaktalar ya da olur olmaz düşüncelerle zihnin çökmesine sebep olmaktalar.

  Aslında hepimizin için de, bir Julian var olmakta. İçinde var olduğumuz atmosferde, yaşamın değerini bilmeden ömürlerimizi heba etmiyor muyuz? İnsanız, fıtratımız gereği azla yetinmeyiz. Hep fazla daha fazlasını talep ederiz. Zaman su gibi akıp geçip gittiğinde, geriye dönüp baktığımızda bir de ne görürüz. Eyvah ki, hem de ne eyvah! Sonrası elveda hayat...

  Neyse ki Julian 53 yaşında öğrenir, hayatın anlam ve değerini. Hatta öğrenmekle kalmaz, biz okurlara da öğretmenlik yaparak öğretir. Aslında dile getirdikleri o kadar basit detaylar ki. Belki içimizde hepimiz biliyoruz bile! Ama ne yazık ki, iş uygulamaya gelince, sınıfta kaldığımız su götürmez bir hakikat olmakta. Yaşamın değerini ölüm gelip de kapımızı çaldığı an anlarız. Oysa ki Seneca'nın, " Ey hayat! Ölüme şükret. Seni o'nun yüzünden seviyorum. " diyebilmeli insan.

Yaşadığı ve nefes aldığı her ân'a şükretmeli, hayatın değerini bilmeli insan! Nasıl olur, hayatın değerini bilmek? Yaşadığınız ân'a şükrederek, o meçhule doğru olan yolculuk başlamadan önce, pişmanlıklarla hem kendi hayatınızı, hem de çevrenizde bulunan sevdiklerinize zehir etmemektir, hayatı sevmek. 

  Eser de olay örgüsü akıcı. Lâkin bana göre, bir solukta okunup bitirilecek bir eser değil! Benim nezdimde her cümlenin üzerinde tefekküre daldığım ve yaşamımda uygulamaya ihtimam gösterdiğim bir kaynak oldu. Özellikle geçmişte yaşanılan olumsuzlukların tekrar tekrar gündeme getirilmesinin zihinde yarattığı kalıcı hasarları okuduktan sonra. Bildiğim bir husus olsa da, istemeden de olsa bazen geçmişimden rol çalmakta olduğum kaçınılmaz bir gerçek. O halde ne yapmalıyız? Geçmişe takılıp kalmak yok! Önemli olan, öfkeli düşüncelerin adaletsiz bencilliğinden sıyrılabilmek. Ve inatla geleceğe umutla bakabilmek...

" Hep başın arkaya dönük mü, ilerlersin sen? Ya da; gördüğün şey hep geride kalan mıdır? Ya da; daha doğrusu geçmişe mi, senin yolculuğun? "
Italo Calvino ( Görünmez Kentler/ 76)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KIRIM